Küçük bir bilgi vereyim. Eğer blog yazılır yazılmaz haber almak istiyorsanız, değişik içeriklere daha hızlı ulaşmak istiyorsanız bu Facebook sayfasını beğenerek haberlerin anında gelmesini sağlayabilirsiniz ve farklı içeriklerden yararlanabilirsiniz. Link: Facebook, Google+, YouTube.
Devamı...
3 ay sonra...
'Hazırsın değil mi ortak? İçeri giriyoruz.' 'Hazırım. Hadi başlayalım da bitsin. Bu bitsin, sonlansın çıkışında sana pizza ısmarlayacağım.' 'Tamam o zaman çaylak. Bu davadan sonra çaylaklıktan çıkış aşamasına gireceksin.' dedi Şerif ve eski ve yıkık olan binaya girdiler.
Bu günün sabahında...
'Hey Şerif! Amirin odasına çağrılıyorsun. Önemli bir şey olmasa çağırmaz. Ne yaptın yine, hangi kadına sanki bir katırmış gibi davrandın?' dedi Erdem. Erdem, Şerif'in çocukluk arkadaşıydı. Kendisiyle lisedeyken tanışmışlardı ve aralarından su sızmazdı. Erdem'in bu şehre tayini yeni çıkmıştı. Normalde Şerif'in ortağı olacakken Oğuzhan'ın ondan daha önce buraya gelmesiyle o iş yattı. 'Bu sefer ne yaptım bende bilmiyorum. Normalde kafamda bir şeyler oluşurdu ama son bir haftadır temizim. Hiçbir kadına hak ettiği gibi davranmadım. Onlara sanki insanmışlar gibi davrandım.' dedi Şerif ve kahkaha atmaya başladılar. Şerif odadan çıkarken Erdem: 'Oğlum yanına şu bebeyi de alacakmışsın. Onu da çağırıyorlar. Onu da mı kendine benzettin dedi ve elindeki dosyayla sırıtarak kendi masasına doğru yürümeye başladı. Oğuzhan bunu duyup kalkıp odaya giderken Şerif Oğuzhan'a seslenip: 'Silahını masanda bırakmışsın. Tut!' dedi ve silahı Oğuzhan'a attı. Oğuzhan silahı kabzasına koyarken: 'Ne zaman çıkardım hiç hatırlamıyorum. Herhalde alzheimer başlangıcı var bende.' dedi gülerek.
'Şerif ve Oğuzhan. Hoşgeldiniz. Şerif bu sefer sana bir şikayet yok. Sabah bir ihbar aldık. Doğru mu yanlış mı bilmiyorum ama şu kayıp hamile kadınla alakalı.' dedi Uğur amir. Şerif lafa girdi: 'Saygısızlık olarak algılamayın da amirim zaten bilim işin içine karışmadığı takdirde ben bir erkeğin hamile kalabildiğini duymadım. Zaten o tarz amele işlerini kadınlar yapar. Yani kadın lafını boşu boşuna telaffuz etmeyin bence. Gereksiz bir sözcük. Sadece sözcük olarak gereksiz değil tabi de... Neyse asıl olay direk kayıp hamile diyebilirdiniz.' Amir cevap olarak: 'İçindeki kini kusup rahatladığına göre lafıma devam edeyim. Zekan olmasa seni burada tutamayız ama neyse olay şu: Bir depoda kadını gördüğüne dair gelen telefon ihbarına siz ikiniz gideceksiniz.' dedi. Şerif: 'Tamam patron. Adresi ver de yola çıkalım.'
Şimdi...
'Bu baktığımız yedinci kapı ve henüz bir iz yok ortak.' diye lafa girdi etrafta kanıt aramaya devam ederken Oğuzhan. 'Sabır biraz. Bence de asılsız ihbar. Olay olduktan üç ay sonra olay unutulmuşken nasıl hatırlayacaksın ki.' dedi Şerif alaycı bir tonla. Sonra kafasının içinde: 'Eğer olayı yapan sen değilsen' dedi. Sonra koridordan geçerken yerde kan izlerini gördüler. Şerif sessiz ol dercesine Oğuzhan'a eliyle sus işareti yaptı. Silahları önde bunlar arkada yürümeye başladılar. Yerdeki kan izleri iki yola ayrılıyordu. Biri sollarında kalan dolaba diğeri içerideki bir odaya gidiyordu. Kan lekeleri kurumuştu. Üstünden aylar geçmiş gibiydi. Dolabı Oğuzhan açtı ve yere üç çürüyen ceset düştü. Ve içeriye ölü kokusu hakim oldu. Oğuzhan kendini tutamadı ve kusmaya başladı. Şerif bu durumlara alışkın olduğu halde midesi hafiften bulanmaya başladı. Elini telsize götürürken, Oğuzhan: 'Ortak sen odaya bakakoy. Ben haber veririm merkeze.' dedi. Şerif tamam anlamında başını salladı ve odaya doğru tetikte bir şekilde yürümeye başladı.
Kapıyı açtığında yerde ceset parçaları gördü. Kaç tane ceset olduğunu anlaşılmıyordu çünkü parçalar ayrı ayrı yerdelerdi. Karşısında da titremekte olan ve hala nefes alıp veren, sol eli kopuk, üstü yara bere içinde olan, boğazında kesikler olan, ağzından kan akan kısacası savaştan çıkmış gibi görünen bir kadın vardı. Etrafı kolaçan ettikten sonra silahı kabzasına koydu. Kadının yanına geldi. Kadın hem ağlıyor hem de sayıklıyordu: 'Dayanmaya çalıştım. Uğraştım. Ama yapamadım. Ben bir katilim...'. Şerif ne kadar bir kadına saygılı olmaktan nefret etse de: 'Hanımefendi. Bu lafları söylerken inanmayacaksınız ama harakiri yapıyor gibi oluyorum ama merak etmeyin. Kurtuldunuz. Ben polisim. Merkeze haber verildi. Yaşayacaksınız artık.' dedi. Sonra gözü kapının arkasında üstünde ışık olan bir kutuya takıldı. Kutunun yanına gitti ve kutuyu açtı. İçinden bir kaset çıktı. Üzerinde bir şey yazmıyordu. Kaseti cebine koydu. Kadının yanına tekrar gitti ve kadını kaldırmaya çalıştı. Kadın ölecek gibiydi kalkmıyordu. Ve ayak bileğinden de oraya zincirlenmişti. Tam bu sırada Oğuzhan girdi içeri ve: 'Ortak sana... Yaşıyor mu lan bu?' dedi şaşırarak. Şerif ona bakıp: 'Ne demek yaşıyor mu?' dedi şaşkın bir ses tonuyla. Kadın kafasını hafif kaldırdı. Oğuzhan'ı görünce bir çığlık atıp: 'Sen osun. Beni gördüğü halde kaçıp giden polis!' dedi çığlık atarak. Oğuzhan ilk önce şaşırır gibi yaptı sonra gülerek hemen silahını çıkarıp onlara doğru tuttu ve: 'Normalde sadece Şerif'i öldürecektim seni öldü sanıyordum. Şerif bu arada kadınlar hakkında düşündüğün fikirler sayesinde sana saygı duyuyordum hatta patronla konuştum ama o seni aramıza almamızı istemedi. Çünkü sen asla bizim gibi olamazmışsın vesaire vesaire. Üzülerek söylüyorum ki seni vurmak zorundayım ortak.' dedi. Şerif Oğuzhan'a bakıp: 'Geçen dönerci bize bakıyor diyerek koşup gittiğimizde aslında sen bu kadını görmüştün değil mi? Ben görmeyeyim diye de beni olay yerinden uzaklaştırdın.' dedi. Oğuzhan: 'Evet bay dahi. Haklısın. Cidden de denildikleri kadar da zekiymişsin. Bravo!' dedi dalga geçerek. Ve ekledi: 'Bu kadar dırdır yeter. Şimdi ilk Şerif'i öldüreceğim sonra da kadını boğarak, elimde son kalp atışını hissederek öldüreceğim. Afferin bana.' dedi ve silahı Şerif'e götürerek ateş etti. TAK! Silah ateşlenmedi silahı hemen kontrol ederken Şerif silahı çıkarıp: 'Oğuzhan, Oğuzhan. Denildikleri kadar da ahmakmışsın. Tuvalete giderken bari ekranı kilitleseydin. Bilgisayar açık kalmış ben de bakayım dedim e-postana girdim ki ne göreyim. Biri sana beni öldürmen için emir vermiş. Bugün burada. İhbarı eden şahıs herhalde. Sonra mesajı okunmadı işaretledim ve silahının ateşleme iğnesiyle alakalı küçük bir sihir yaptım. Onu yok ettim. Ve sonra sana silahı verdim, daha doğrusu attım ama sen şüphelenmedin bile. Şimdi seni vuracağım çünkü ben o tarz bir polisim. Suçluysan bunun cezasını çekersin. Yazık sana!' dedi ve silahın tetiğini çekti. Oğuzhan yalvararak: 'N'olur yapma. Lütf...' BAM! Lafı yarım kalmıştı ve alnının ortasına bir delik açıldı. Ama ateş eden kişi Şerif değildi. 'Daha bilgi alacaktım.' diye söylenirken ilerden bir mermi daha geldi. Tam kadının suratına. Kadının kafası patlamıştı ve kadının yanında olan Şerif'in üstünü kapladı parçalanan kadının kafasındaki et parçaları. Şerif hemen kapıdan uzaklaşarak zıpladı ama içeri mermi gelmeye devam ediyordu. İlerde bir keskin nişancı olmalı diye düşündü. Duvarları delip içeri mermiler geliyordu ama kapıdan uzakta olduğu için adamın görüş açısında değildi. Yine de kapana kısılmıştı. İçeri sürekli mermi yağarken tek açık alan keskin nişancının görüş alanı olan kapıydı. Buradan kaçmalıydı ama nasıl?
DEVAM EDECEK...
Şimdi...
'Bu baktığımız yedinci kapı ve henüz bir iz yok ortak.' diye lafa girdi etrafta kanıt aramaya devam ederken Oğuzhan. 'Sabır biraz. Bence de asılsız ihbar. Olay olduktan üç ay sonra olay unutulmuşken nasıl hatırlayacaksın ki.' dedi Şerif alaycı bir tonla. Sonra kafasının içinde: 'Eğer olayı yapan sen değilsen' dedi. Sonra koridordan geçerken yerde kan izlerini gördüler. Şerif sessiz ol dercesine Oğuzhan'a eliyle sus işareti yaptı. Silahları önde bunlar arkada yürümeye başladılar. Yerdeki kan izleri iki yola ayrılıyordu. Biri sollarında kalan dolaba diğeri içerideki bir odaya gidiyordu. Kan lekeleri kurumuştu. Üstünden aylar geçmiş gibiydi. Dolabı Oğuzhan açtı ve yere üç çürüyen ceset düştü. Ve içeriye ölü kokusu hakim oldu. Oğuzhan kendini tutamadı ve kusmaya başladı. Şerif bu durumlara alışkın olduğu halde midesi hafiften bulanmaya başladı. Elini telsize götürürken, Oğuzhan: 'Ortak sen odaya bakakoy. Ben haber veririm merkeze.' dedi. Şerif tamam anlamında başını salladı ve odaya doğru tetikte bir şekilde yürümeye başladı.
Kapıyı açtığında yerde ceset parçaları gördü. Kaç tane ceset olduğunu anlaşılmıyordu çünkü parçalar ayrı ayrı yerdelerdi. Karşısında da titremekte olan ve hala nefes alıp veren, sol eli kopuk, üstü yara bere içinde olan, boğazında kesikler olan, ağzından kan akan kısacası savaştan çıkmış gibi görünen bir kadın vardı. Etrafı kolaçan ettikten sonra silahı kabzasına koydu. Kadının yanına geldi. Kadın hem ağlıyor hem de sayıklıyordu: 'Dayanmaya çalıştım. Uğraştım. Ama yapamadım. Ben bir katilim...'. Şerif ne kadar bir kadına saygılı olmaktan nefret etse de: 'Hanımefendi. Bu lafları söylerken inanmayacaksınız ama harakiri yapıyor gibi oluyorum ama merak etmeyin. Kurtuldunuz. Ben polisim. Merkeze haber verildi. Yaşayacaksınız artık.' dedi. Sonra gözü kapının arkasında üstünde ışık olan bir kutuya takıldı. Kutunun yanına gitti ve kutuyu açtı. İçinden bir kaset çıktı. Üzerinde bir şey yazmıyordu. Kaseti cebine koydu. Kadının yanına tekrar gitti ve kadını kaldırmaya çalıştı. Kadın ölecek gibiydi kalkmıyordu. Ve ayak bileğinden de oraya zincirlenmişti. Tam bu sırada Oğuzhan girdi içeri ve: 'Ortak sana... Yaşıyor mu lan bu?' dedi şaşırarak. Şerif ona bakıp: 'Ne demek yaşıyor mu?' dedi şaşkın bir ses tonuyla. Kadın kafasını hafif kaldırdı. Oğuzhan'ı görünce bir çığlık atıp: 'Sen osun. Beni gördüğü halde kaçıp giden polis!' dedi çığlık atarak. Oğuzhan ilk önce şaşırır gibi yaptı sonra gülerek hemen silahını çıkarıp onlara doğru tuttu ve: 'Normalde sadece Şerif'i öldürecektim seni öldü sanıyordum. Şerif bu arada kadınlar hakkında düşündüğün fikirler sayesinde sana saygı duyuyordum hatta patronla konuştum ama o seni aramıza almamızı istemedi. Çünkü sen asla bizim gibi olamazmışsın vesaire vesaire. Üzülerek söylüyorum ki seni vurmak zorundayım ortak.' dedi. Şerif Oğuzhan'a bakıp: 'Geçen dönerci bize bakıyor diyerek koşup gittiğimizde aslında sen bu kadını görmüştün değil mi? Ben görmeyeyim diye de beni olay yerinden uzaklaştırdın.' dedi. Oğuzhan: 'Evet bay dahi. Haklısın. Cidden de denildikleri kadar da zekiymişsin. Bravo!' dedi dalga geçerek. Ve ekledi: 'Bu kadar dırdır yeter. Şimdi ilk Şerif'i öldüreceğim sonra da kadını boğarak, elimde son kalp atışını hissederek öldüreceğim. Afferin bana.' dedi ve silahı Şerif'e götürerek ateş etti. TAK! Silah ateşlenmedi silahı hemen kontrol ederken Şerif silahı çıkarıp: 'Oğuzhan, Oğuzhan. Denildikleri kadar da ahmakmışsın. Tuvalete giderken bari ekranı kilitleseydin. Bilgisayar açık kalmış ben de bakayım dedim e-postana girdim ki ne göreyim. Biri sana beni öldürmen için emir vermiş. Bugün burada. İhbarı eden şahıs herhalde. Sonra mesajı okunmadı işaretledim ve silahının ateşleme iğnesiyle alakalı küçük bir sihir yaptım. Onu yok ettim. Ve sonra sana silahı verdim, daha doğrusu attım ama sen şüphelenmedin bile. Şimdi seni vuracağım çünkü ben o tarz bir polisim. Suçluysan bunun cezasını çekersin. Yazık sana!' dedi ve silahın tetiğini çekti. Oğuzhan yalvararak: 'N'olur yapma. Lütf...' BAM! Lafı yarım kalmıştı ve alnının ortasına bir delik açıldı. Ama ateş eden kişi Şerif değildi. 'Daha bilgi alacaktım.' diye söylenirken ilerden bir mermi daha geldi. Tam kadının suratına. Kadının kafası patlamıştı ve kadının yanında olan Şerif'in üstünü kapladı parçalanan kadının kafasındaki et parçaları. Şerif hemen kapıdan uzaklaşarak zıpladı ama içeri mermi gelmeye devam ediyordu. İlerde bir keskin nişancı olmalı diye düşündü. Duvarları delip içeri mermiler geliyordu ama kapıdan uzakta olduğu için adamın görüş açısında değildi. Yine de kapana kısılmıştı. İçeri sürekli mermi yağarken tek açık alan keskin nişancının görüş alanı olan kapıydı. Buradan kaçmalıydı ama nasıl?
DEVAM EDECEK...
Yorumlar
Yorum Gönder