Küçük bir bilgi vereyim. Eğer blog yazılır yazılmaz haber almak istiyorsanız, değişik içeriklere daha hızlı ulaşmak istiyorsanız bu Facebook sayfasını beğenerek haberlerin anında gelmesini sağlayabilirsiniz ve farklı içeriklerden yararlanabilirsiniz. Link: Facebook, Google+, YouTube.
DEVAMI...
DEVAMI...
N'oldu?
Serkan çakıyı sağ, feneri sol eline aldı ve anahtarlığı, kelepçeyi ve kelepçe anahtarını cebine attı. Kapının kenarına geldi. Kafasını hafifçe dışarı çıkarıp etrafı süzdü. Cılız bir ışık kaynağından başka bir şey yoktu etrafta. Birden deprem benzeri bir şey oldu. Etraf sarsılmaya başlamıştı. Tavandan aşağıya toz şeklinde kum taneleri düşüyordu etraf sallandıkça hafifçe. Gözü yaşarmıştı tozdan. Sallantının geçmesini bekledi yaklaşık otuz saniye. En sonunda harekete geçmeye hazırdı. Kapıdan bir daha baktı ki yaşlı bir çift göz ona bakıyor. Sonra bakışlarını arkadaki ölü adama çevirdi yaşlı adam. Bunu fırsat bilen Serkan çakıyı adamın kafasına doğru salladı ama inanamadığı bir refleks ve güçle yaşlı adam Serkan'ın elini tuttu. 'Evlat, ne yaptın sen?' Serkan elini hareket ettirmeye çalışsa da kımıldayamıyordu. Yaşlı adama baktığında ise hiçbir duygusu olmayan, hareket dahi etmeyen bir adam gördü. İçinde gittikçe büyüyen bir korku oluşmuştu. 'Evlat. Bana bak. Buradan çıkmak istiyorsan beni dinlemelisin. Ama eğer beni öldüreceksen de öldür ama o zaman buradan çıkamazsın.' deyip elini bıraktı. Serkan bir an kararsız kalmıştı. Öldürse nerede dahi olduğunu bilmediği bir yerden kaçmaya çalışacaktı; öldürmese hiç tanımadığı, değişik refleksleri olan ve kendisinden güçlü yaşlı adamı dinlemek zorunda kalacaktı. Seçim yapması gerekiyordu. 'Ben de öyle düşünmüştüm evlat' dedi yaşlı adam. 'Şimdi beni takip et.'
Büyük bir topluluğa götürmüştü Serkan'ı yaşlı adam. Serkan ne olduğunu anlamadan yaşlı adam tekrar konuşmaya başladı. 'Evlat. Sen şimdi düşünüyorsun ne oldu böyle, ben neredeyim diye. Her şeyi sana kısaca anlatacağım. Yaklaşık elli sene önce Dünya'ya meteorlar düşmeye başladı. Çin, Hindistan, Amerika gibi büyük ülkeler de dahil çoğu ülke yok oldu. Teknoloji, sanayi, elektrik yok oldu. Tarım yok olmak üzere. Dünya nüfusu yüz milyon civarına düştü. Bildiğimiz kadarıyla yaşam olan sadece Asya kıtası ve Avrupa kıtasının güney tarafı kaldı. Senin anlayacağın şekilde söyleyeyim. Türkiye ve bazı doğu ülkeleri haricinde yaşam yok. Ve de ülke diye bir şey de kalmadı. Dünya'daki şu anki yaşayanlar arasında üçe ayrıldı; Firæmal Hükumeti, hükumet karşıtları ve hiçbir tarafta olmayan küçük küçük topluluklar halinde yaşayan insanlar. Firæmal Hükumet'i önlerine gelen insanları çalışabilecek güçteyse ölesiye kadar çalıştırıp kullanıyor ve tüm malını alıyor, hasta ve güçsüzleri orada öldürüyor. Sadece kendi ırkı yüksek yerlere geliyor ve normal yaşıyor. Gerisi piyon asker veyahut işçi oluyor. Kendi ırkları hariç herkese işkence ve ölüm var. Toplam nüfusun seksen milyondan fazlası o hükumette. Ve geriye kalan silah ve mühimmatın çoğu onlarda. Biz ise etraftan bulduklarımızı toplayıp tutumlu bir biçimde harcıyoruz. Bizim nüfusumuz on beş milyon civarı. Onlar karşısında hayatta tutunmaya çalışıyoruz. Ve onları yenmek için strateji üretiyoruz. Henüz onlara büyük çaplı bir hasar vermedik ama seninle birlikte onları alt edebiliriz tabi ki bizim tarafımıza geçmeye karar verirsen. Ne diyorsun, bizden yana mısın?'
'Ben niye bu kadar önemliyim ki? Ben kimim. Ben hatırladığım kadarıyla normal bir yaşam süren yirmi altı yaşında bir cerrahtım. Ta ki uyandığım o sabah kadar. N'oldu da birden kaç sene geçti ve bana bir şey olmadan o kadar süre sonra uyandım. Rüyada mıyım diye tekrar tekrar baktığımda gerçek yaşamda olduğuma kanaat getirdim. Ama nasıl? Niye ben?' BOOM! Serkan lafını bitirir bitirmez bir patlama olmuştu. Yine tavandan kumlar serpilmeye başladı. Ama bu defa hem ses çok yakından gelmişti hem de kumlar geçen seferkinden kat kat daha fazla serpilmişti. Yaşlı adam kısık bir sesle: 'Herkes yerlerine.' dedi. Ardından bağırarak: 'Herkes yerlerine! Geldiler!'
DEVAM EDECEK...
Büyük bir topluluğa götürmüştü Serkan'ı yaşlı adam. Serkan ne olduğunu anlamadan yaşlı adam tekrar konuşmaya başladı. 'Evlat. Sen şimdi düşünüyorsun ne oldu böyle, ben neredeyim diye. Her şeyi sana kısaca anlatacağım. Yaklaşık elli sene önce Dünya'ya meteorlar düşmeye başladı. Çin, Hindistan, Amerika gibi büyük ülkeler de dahil çoğu ülke yok oldu. Teknoloji, sanayi, elektrik yok oldu. Tarım yok olmak üzere. Dünya nüfusu yüz milyon civarına düştü. Bildiğimiz kadarıyla yaşam olan sadece Asya kıtası ve Avrupa kıtasının güney tarafı kaldı. Senin anlayacağın şekilde söyleyeyim. Türkiye ve bazı doğu ülkeleri haricinde yaşam yok. Ve de ülke diye bir şey de kalmadı. Dünya'daki şu anki yaşayanlar arasında üçe ayrıldı; Firæmal Hükumeti, hükumet karşıtları ve hiçbir tarafta olmayan küçük küçük topluluklar halinde yaşayan insanlar. Firæmal Hükumet'i önlerine gelen insanları çalışabilecek güçteyse ölesiye kadar çalıştırıp kullanıyor ve tüm malını alıyor, hasta ve güçsüzleri orada öldürüyor. Sadece kendi ırkı yüksek yerlere geliyor ve normal yaşıyor. Gerisi piyon asker veyahut işçi oluyor. Kendi ırkları hariç herkese işkence ve ölüm var. Toplam nüfusun seksen milyondan fazlası o hükumette. Ve geriye kalan silah ve mühimmatın çoğu onlarda. Biz ise etraftan bulduklarımızı toplayıp tutumlu bir biçimde harcıyoruz. Bizim nüfusumuz on beş milyon civarı. Onlar karşısında hayatta tutunmaya çalışıyoruz. Ve onları yenmek için strateji üretiyoruz. Henüz onlara büyük çaplı bir hasar vermedik ama seninle birlikte onları alt edebiliriz tabi ki bizim tarafımıza geçmeye karar verirsen. Ne diyorsun, bizden yana mısın?'
'Ben niye bu kadar önemliyim ki? Ben kimim. Ben hatırladığım kadarıyla normal bir yaşam süren yirmi altı yaşında bir cerrahtım. Ta ki uyandığım o sabah kadar. N'oldu da birden kaç sene geçti ve bana bir şey olmadan o kadar süre sonra uyandım. Rüyada mıyım diye tekrar tekrar baktığımda gerçek yaşamda olduğuma kanaat getirdim. Ama nasıl? Niye ben?' BOOM! Serkan lafını bitirir bitirmez bir patlama olmuştu. Yine tavandan kumlar serpilmeye başladı. Ama bu defa hem ses çok yakından gelmişti hem de kumlar geçen seferkinden kat kat daha fazla serpilmişti. Yaşlı adam kısık bir sesle: 'Herkes yerlerine.' dedi. Ardından bağırarak: 'Herkes yerlerine! Geldiler!'
DEVAM EDECEK...
Yorumlar
Yorum Gönder