Küçük bir bilgi vereyim. Eğer blog yazılır yazılmaz haber almak istiyorsanız, değişik içeriklere daha hızlı ulaşmak istiyorsanız bu Facebook sayfasını beğenerek haberlerin anında gelmesini sağlayabilirsiniz ve farklı içeriklerden yararlanabilirsiniz. Link: Facebook, Google+, YouTube.
DEVAMI...
DEVAMI...
Baskın
Herkes yerlerine gitmeye, silahlarını kuşanmaya başlamıştı. Serkan büyük bir savaş olacağını düşünüyordu. Yaşlı adam yanına gelip: 'Evlat. Sen bizim için çok değerlisin. Yaşaman gerekiyor. Silahların şu karşı taraftaki dolapta. Ne kadar az mühimmat harcarsan o kadar iyi. Biz burada savunma yapacağız. Sen git. Ve yanına dolabın yanındaki Kafa Takımı'nı al. Sessiz ol evlat. Şimdi git.' dedi. Serkan adama kafasıyla onay verip koşarak dolabın yanına gitti. Dolaptan silahlarını alırken: 'Merhaba, ben Serkan. Yaşlı adam beni buraya gönderdi. Siz Kafa Takımı olmalısınız. Sizle beraber arka tarafa gidecekmişiz.' dedi. Gözlüklü olan adam: 'Serkan sensin ha. Evet biz Kaf...' derken Serkan'ın arka tarafından gelen bir mermi gözlüklü adamın sağ gözünden girip sol gözünden çıktı. Adam havada uçarak duvara çarptı. Kafa Takımı ve Serkan'ın üstü gözlüklü adamın kanıyla dolmuştu. Bir an etrafta bir çınlama sesi duyuldu. Serkan kısa bir şokun ardından hemen silahlarını bir çantaya doldurdu. Tam dolabı kapatacaktı ki bir adet de yeşil renkli kılıç buldu. Kılıcı da yanına alarak: 'Acele edelim. Yoksa burada can vereceğiz.' Sol eli sargılı adam seslendi: 'Beni takip edin. Buradan çıkıyoruz.'
Koşmaya başladılar. Arkalarından çatışma sesi geliyor, etraflarından mermiler geçiyordu. O geniş salondan çıkıp arka tarafa doğru yol aldılar. Biraz daha koştuktan sonra sol eli sargılı adam karşıdaki eskimiş dolabın yanına gitti. Dolabı sağa doğru çekti sağ eliyle. Sonra cebinden çıkardığı anahtarla kapıyı açtı. Ve: 'Herkes içeri girsin.' diye seslendi. Hep beraber içeri girdik. Sargılı adam dolabı çekti, kapıyı kapattı ve kilitledi. Ondan sonra söze girdi: 'Tanışma vaktimiz geldi. Daha demin kaybettiğimiz gözlüklü kardeşimiz Hakan'dı. Çilingir gibi bir şeydi. Yaptığımız saldırılarda ya da bir yere girerken oradaki kapıları sessiz bir biçimde açar ve saldırırken de yardımcı olurdu. Ben Barış. Bu grubun lideriyim. Yani lideriydim şimdi sen lidersin. Ben grubun bombacısıyım. Bomba yapar ve en iyi zamanlamayla patlatırım. Karşında duran kel kardeşimiz(kel diye seslenebilirsin, buna sinir olmaz) aşçımız ve haritacımız. Doğadaki her şeyden yemek yapar ve yolu kaybetmememizi sağlar. Adı Ferit. Yanındaki kırmızı elli kardeşimiz ise konuşturucumuz ve kimyacımız. Esirleri kendi yöntemleriyle konuşturur ve ilaç, zehir tarzı kimyevi şeyleri yapar. Adı Tekin. Benim solumdaki kıvırcık saçlı kardeşimiz ise ok ustası. Uzun menzilde ya da yakın menzilde ıskalamadan atışlar yapar. Adı Tolga. Son olarak da sağımdaki sarı saçlı kardeşimiz ise sniperımız. Okun gidemeyeceği uzaklıklardan on ikiden vurur. Adı Zeki. Hepimiz senle tanıştığımız için onur duyduk.' dedi ve el sıkışmak için elini uzattı. Serkan da elini uzattı ve: 'Peki yaşlı adam kim? Ben kimim ve nasıl buraya geldim? Niçin bu kadar önemliyim?' Barış cevap verdi: 'Ne yazık ki efendim bu sorulara cevap verme yetkim yok. Ben ve kardeşlerim sadece sizi korumakla görevlendirildik. Ve tanışma faslı bittiğine göre kaçış için hazırlanmalıyız.' dedi. Serkan sinirlenmişti ama hiçbir şey söylemedi sadece tamam anlamında başını salladı. Sonra hazırlanmaya başladılar. Serkan kılıcını kınıyla beraber sırtına astı. İki adet tabancayı belinin sağına ve soluna koydu. Geriye kalan iki tabancanın birini beline diğerini de sol ayağındaki çorabın içine koydu. Son tabancayı da eline aldı. Geriye kalan silah ve mühimmatı çantasına koydu. Ve kafasını kaldırdı. Herkes hazırdı Serkan'ı bekliyorlardı. Serkan seslendi: ' Tamam görev başlasın.'
Sığınaktan çıktılar. Etraflarına bakınıyorlardı. Birden içeri doğru koşan birinin ayak seslerini duydular. Ses gittikçe yaklaşıyordu. Silahlarını kaldırdılar ve hazır bir vaziyette nişan alıp beklemeye başladılar. İçeri koşarak bir adam girmişti ama gelen adam bir hükumet karşıtıydı. Tolga, Serkan'ın kulağına söyledi adamın onlardan olduğunu. Adam koşarak kaçarken arkasından bir mermi yedi ve uçup yere düştü. Vurulduğu yaradan sızan kanlar hemen etrafını kaplamıştı. Düşmanın buraya gelmek üzere olduklarını anladılar. Hemen gerisin geri çıktıkları yere girdiler ve gaz lambasını söndürerek sessizce beklediler. Gizli kapının ardından geçen ordunun düzenli ayak sesleri geliyordu. Nereden bakılırsa bakılsın en az iki yüz kişi geçiyordu kapının önünden. Adamların gittikçe ses azaldı azaldı azaldı... Sonra ses kesildi ama bir süre daha beklediler. Zeki işareti verdi. Artık buradan çıkıyorlardı.
DEVAM EDECEK...
Koşmaya başladılar. Arkalarından çatışma sesi geliyor, etraflarından mermiler geçiyordu. O geniş salondan çıkıp arka tarafa doğru yol aldılar. Biraz daha koştuktan sonra sol eli sargılı adam karşıdaki eskimiş dolabın yanına gitti. Dolabı sağa doğru çekti sağ eliyle. Sonra cebinden çıkardığı anahtarla kapıyı açtı. Ve: 'Herkes içeri girsin.' diye seslendi. Hep beraber içeri girdik. Sargılı adam dolabı çekti, kapıyı kapattı ve kilitledi. Ondan sonra söze girdi: 'Tanışma vaktimiz geldi. Daha demin kaybettiğimiz gözlüklü kardeşimiz Hakan'dı. Çilingir gibi bir şeydi. Yaptığımız saldırılarda ya da bir yere girerken oradaki kapıları sessiz bir biçimde açar ve saldırırken de yardımcı olurdu. Ben Barış. Bu grubun lideriyim. Yani lideriydim şimdi sen lidersin. Ben grubun bombacısıyım. Bomba yapar ve en iyi zamanlamayla patlatırım. Karşında duran kel kardeşimiz(kel diye seslenebilirsin, buna sinir olmaz) aşçımız ve haritacımız. Doğadaki her şeyden yemek yapar ve yolu kaybetmememizi sağlar. Adı Ferit. Yanındaki kırmızı elli kardeşimiz ise konuşturucumuz ve kimyacımız. Esirleri kendi yöntemleriyle konuşturur ve ilaç, zehir tarzı kimyevi şeyleri yapar. Adı Tekin. Benim solumdaki kıvırcık saçlı kardeşimiz ise ok ustası. Uzun menzilde ya da yakın menzilde ıskalamadan atışlar yapar. Adı Tolga. Son olarak da sağımdaki sarı saçlı kardeşimiz ise sniperımız. Okun gidemeyeceği uzaklıklardan on ikiden vurur. Adı Zeki. Hepimiz senle tanıştığımız için onur duyduk.' dedi ve el sıkışmak için elini uzattı. Serkan da elini uzattı ve: 'Peki yaşlı adam kim? Ben kimim ve nasıl buraya geldim? Niçin bu kadar önemliyim?' Barış cevap verdi: 'Ne yazık ki efendim bu sorulara cevap verme yetkim yok. Ben ve kardeşlerim sadece sizi korumakla görevlendirildik. Ve tanışma faslı bittiğine göre kaçış için hazırlanmalıyız.' dedi. Serkan sinirlenmişti ama hiçbir şey söylemedi sadece tamam anlamında başını salladı. Sonra hazırlanmaya başladılar. Serkan kılıcını kınıyla beraber sırtına astı. İki adet tabancayı belinin sağına ve soluna koydu. Geriye kalan iki tabancanın birini beline diğerini de sol ayağındaki çorabın içine koydu. Son tabancayı da eline aldı. Geriye kalan silah ve mühimmatı çantasına koydu. Ve kafasını kaldırdı. Herkes hazırdı Serkan'ı bekliyorlardı. Serkan seslendi: ' Tamam görev başlasın.'
Sığınaktan çıktılar. Etraflarına bakınıyorlardı. Birden içeri doğru koşan birinin ayak seslerini duydular. Ses gittikçe yaklaşıyordu. Silahlarını kaldırdılar ve hazır bir vaziyette nişan alıp beklemeye başladılar. İçeri koşarak bir adam girmişti ama gelen adam bir hükumet karşıtıydı. Tolga, Serkan'ın kulağına söyledi adamın onlardan olduğunu. Adam koşarak kaçarken arkasından bir mermi yedi ve uçup yere düştü. Vurulduğu yaradan sızan kanlar hemen etrafını kaplamıştı. Düşmanın buraya gelmek üzere olduklarını anladılar. Hemen gerisin geri çıktıkları yere girdiler ve gaz lambasını söndürerek sessizce beklediler. Gizli kapının ardından geçen ordunun düzenli ayak sesleri geliyordu. Nereden bakılırsa bakılsın en az iki yüz kişi geçiyordu kapının önünden. Adamların gittikçe ses azaldı azaldı azaldı... Sonra ses kesildi ama bir süre daha beklediler. Zeki işareti verdi. Artık buradan çıkıyorlardı.
DEVAM EDECEK...
Yorumlar
Yorum Gönder