Öncelikle şunu belirtmek isterim ki bu bir mecburiyet yazısıdır. Hani iddiaya girersiniz ve kaybettiğinizde sizin için kötü millet için gülünç bir şey yapmak zorunda kalırsınız ya. İşte bunu öyle düşünün. Aşkla alakalı bir şey yazmak zorundaydım. Genel olarak bana sıkıcı geldi. Ama yazarken eğlendim mi? Evet. Çünkü sonu aklımdaydı. Ve o psikolojiye girmek biraz ilginç. Ve de son olarak bir videoya başlarsınız çok saçma bir şeymiş gibi gelir ama videonun üstünde sonuna kadar izleyin yazısı var diye sonunu getirirsiniz ve her şey aydınlığa çıkar ya. Bu yazıyı öyle bir şeymiş gibi düşünün. Biraz da aceleye geldi tek günüm vardı. Ve bu da benim aşk yorumum. Karanlık geceler... Ha bir de unuttum. Uzun süredir yazmıyordum çok kaliteli bir yazıyla giriş yapmak isterdim ama mecburiyet napacan.
Let's begin.
Ayakkabısını giydi. Bağcıklarını bağladı. Kapıyı kapattı ve
anahtarı deliğe sokup kapıyı kilitledi ve uzun süredir planını kurduğu o sonsuz
gibi görünen yolculuğuna başladı. Bugün bitirecekti bu işi. Ya beş yaşındaki
bir çocuğun ailesini kaybedip yalnız kalması kadar kötü bir sonla ya da uzun
süre bebekleri olmayan bir ailede kadının hamile olmasını öğrenmesi kadar iyi
bir sonla bitecek bir hikayeydi bu. Ortası yoktu. Burada gri bir alandan söz
edilemezdi. Ya kör bir insanın hayata bakışı kadar siyah ya da gece boyu yağıp
biriken karın bahçede oluşturduğu görüntü kadar beyaz. Böyle bir şeyin
olabileceğini iki sene önce düşünse kahkahalar atar ve bunun saçmalık olduğunu
söylerdi. Ama saçmalık değildi. Bunu bir buçuk sene önce o kızla ilk
karşılaştıklarında anlamıştı. Evet, şimdi onu görmeye gidiyordu. İçinde her onu
düşündüğünde ortaya çıkan o anlamsız duygu vardı. Kırmızı renkli bir duyguydu
bu. Duygunun rengini bile hissediyordu. İçi çok değişikti. Sanki gecenin
köründe telefon çalmış ve açtığında keşke açmasaydım dedirten bir haber almış
gibi, internette dolaşırken kürk yapımı videoları izlemiş gibi, hayatın
başladığı zamanı düşünüp kafası allak bullak olmuş gibi, ablası tekrar çocuk
doğurmuş ve o çocuğu kucağına almış ve o kokuyu koklamış gibi, misafirliğe gittiğinde
ayağı masaya takılmış ve pahalı bir vazoyu kırmış gibi, tam her şey kötü giderken her şeyi unutmuş ama
arkadaşları ona sürpriz doğum günü partisi yapmış gibi… Tüm duygular birbirine
girmişti. Hepsi artık tek bir olayda birleşiyordu. Sevdiği kız... Onu
düşündüğünde hafızası siliniyor, sanki kafası baştan başlatılıyormuş gibi tüm
duyguları aynı anda hissediyordu. Ama bu onun için zerre kadar kötü değildi. Ne
gelirse başına o kız yüzünden gelsin istiyordu. Biri ona küfür mü edecekti, o
kız sövmeliydi, biri onun ölüm kararını mı verecekti o kız versin cellat da o
olsun, dilenirken yakalanacak mıydı, onu yakalayan zabıta o kız olmalıydı, biri
ameliyatına girecek ve onu doktor hatası yüzünden sakat mı bırakacaktı. O
doktor bu kız olmalıydı. Hayatındaki her olay, o kızla bağlantılı olmalıydı. O
kızı görmeden önce yaşamı farklı bir yönde ilerliyordu. Ama şimdi. Şimdi bir
ilerleme yoktu. Kendi hayatına yönelik hiçbir karar almıyordu. Sadece yedi
yirmidört onu düşünüyordu. Yemeden içmeden kesilmişti. Ailesi, tanıdığı tüm
insanlar ona yardım etmeye çalıştılar. Herkes sorular sordu, hastaneye
götürdüler ama hiçbir şey değişmedi. Ne o sorununu söyledi ne de başka biri
onun sorununu bilebildi. İşte şimdi de o sorununu çözmeye gidiyordu. Hala bu
duruma düştüğüne inanamıyordu. Böyle şey olamazdı onun için. Ama ya şimdi işler
olduğu gibi gitmezse, ya… İkinci seçeneği düşünmek istemiyordu ama kendine hiç
güvenemiyordu da. Hayatında ilk defa böyle bir şey yapacaktı. Kötü sonuçlar,
sonsuza kadar mutsuz bir hayat, ‘’Hayır!!!’’ diye bağırdı birden çok yüksek bir
sesle. İsteyerek olmamıştı ama düşüncelerini susturması gerekiyordu. Artık bunu
içinden başaramaz hale gelmişti. İyi ki sabah çıktım dışarı diye düşündü.
Etrafta kimsecikler yoktu ve onu kimse duymamıştı. Bir kişi hariç. Köşede
tezgah açan seyyar simitçi. Adam garip garip bakmıştı. Sorun olmadığını
anlatmak için ve de biraz enerji almak için simitçinin yanına gitti. Enerjisi
azalmıştı korkudan. Ve: ‘’Ben bir ker… halkalı tatlıdan alabilir miyim?’’ dedi.
Adam çıkardı tatlıyı ve adama verdi. Parasını ödedi, teşekkür ederek ayrıldı.
‘’Olamaz, olamaz.’’ Bu sefer içinden söylemişti bunu. Çiçeği
unutmuştu. Sabahın bu kör saatinde nereden bulacaktı çiçeği. Dükkanlar
kapalıydı. Camını indirse, hayır hayır riske giremezdi. Hiçbir sorun çıkmaması
lazımdı. Ne yapacaktı. Bir şeyler düşünmeli ve acele etmeliydi yoksa kız okula
gitmek için evden çıkacak ve otobüse binecekti. Tüm hazırlıkları ise ateşe
yaklaştırılan naylon gibi sayesinde küçülüp yok olacak ve rahatsız edici bir koku
bırakacaktı. Etrafına bakındı. Etrafında bitki türüne giren hiçbir canlı yoktu.
Sonra ceplerine baktı. Evet, evet. Not defterini buldu. Küçüklüğünden beri
aklına ne zaman değişik bir fikir gelse ya da ne zaman unutmamak istediği bir
olay olsa buraya yazardı. O kızı gördüğünden beri sadece onun hakkında şeyler
yazmaya başlamıştı. Ama bu defteri bulmasına sevinmesinin nedeni bu değildi.
Sevinmesinin nedeni bu defteri kullanmasını sağlayan şeydi. Onu o zaman en çok
yaralayan ama hayata bakış açısını değiştiren bir olaydan sonra kullanmaya
başlamıştı bu defteri. On beş yaşındayken annesi babası ve küçük kardeşi
anneannesine gideceklerdi. Annesi kendisinin de onlarla gelmesini istiyordu ama
o istemiyordu. Sonra birbirlerine bağırmaya başladılar kavga büyüdü ve bir anda
babası ve annesine: ‘’Sizden nefret ediyorum ve o saçma yere gitmeyeceğim ben.
Siz beni zorla götüremezsiniz. Keşke ölü doğsaydım da sizinle hiç
tanışmasaydım. Sizden utanıyorum.’’ Demişti. Der demez de pişman olmuştu
kibrinden ve o anki öfkesinden sözünü geri almadı. Annesi ve babası da bu söze
çok şaşırmış ve üzülmüşlerdi. Kardeşini de alıp yola çıkmışlardı. Ailesi gelir
gelmez özür dileyecekti ve onlar için bahçeden bir tane de gül koparmıştı
vermek için ama bu planını bozacak o olay yani ailesi trafik kazasında
ölmeseydi. Gece boyu gelmelerini bekledi ama gelen sadece amcasıyla yengesiydi.
Bu haberi ona verdiklerinde yıkılmıştı ama bu yıkılma gelecek hayatı boyunca o
kızla tanışasıya kadar bir daha yıkılmamasını sağladı. Kaza yerine gittiğinde arabaya
doğru koştu polisler onu göremeden arabaya gitti ve arabanın içinden o defteri
ailesinin kanları içinde buldu. Annesi ne zamandır istediği lastikli not
defterini almıştı. Polislerden biri onu ayağından çekerek dışarı çıkardığında
gül ve defter ellerindeydi. Ve bir daha da yanından ayırmadı. Ve gülü de
defterin içinde sakladı. Yani gülün içinde olmasına sevindi. O gülden
vazgeçecekti ve bunu hiç düşünmeden karar verdi. Bugün bu iş bitecekti.
Yürümeye devam etti. Gelmesine az kalmıştı. Ve tekrar o kızı düşündü. O kız… O
kızdan önce hayallerini ev, araba süslerken şimdi sadece onu görmekle bunlardan
vazgeçerdi. Ağzından çıkacak bir söz için dünyaları verirdi. Onla karşılaşmak
için, onun ona bir söz söyleme olasılığı olduğu için yaşamını sürdürüyordu. Keşke
bir şey olsaydı da onla iletişim kursaydı o kız. Ama daha o kızla tek iletişimi
olmuştu. Onda da kızın akbili bitmişti ve onunkini istemişti. Başkasından değil
ondan istemişti. Önünde iki kişi daha oturuyordu ama onları hiç sormadan
geçmişti kız ve ondan istemişti. Daha ne olsun diye düşündü. Daha ne olsun.
Evet sonunda gelmişti eve. Saate baktı. Kızın evden çıkmasına üç dakika
kalmıştı. Ama daha önce de çıkmış
olabilirdi. Hemen oraya yerleştirmiş olduğu kamerayı açtı ve son bir saati
hızlandırarak baktı. Kız çıkmamıştı evden. Tekrar saate baktı. Evin önüne
gitti. Bahçeye girdi. Elini çantaya attı, kontrol etti. Her şey hazırdı. Aşık
olmayı hep gerçek olmayan insanların uydurduğu bir şey olarak düşünmüştü. Fakat
şuan buradaydı. Havanın soğuk olduğunu ağzından çıkan buharla fark etti. Daha
önce buharı ya da soğuğu fark etmemişti bile. İşte o kız onu o hale düşürmüştü.
Saatine tekrar baktı. İki dakika gecikmişti kız. Tekrar başka bir şey
düşünürken kapının sesini duydu. İçine bir titreme gelmişti. Yapamayacak mıydı
yoksa. Ama öyle yaşayamazdı ki. İçinde o kırmızı duygu tekrar harekete
geçmişti. Ayağa kalktı. Yürümeye başladı. Kapının önüne geldiğinde o aşık
olduğu kızı ayakkabısını bağlarken gördü ve ayakları titremeye başladı. O
soğukta doksan dakika futbol oynayan şişman orta sahalar gibi terlemeye başladı.
Sol elini cebine attı, çiçeği kavradı. Sağ elini de boynuna astığı çantanın
gözünden içeri soktu. Kız kafasını kaldırdığında küçük bir çığlık attı. Sonra
sorgular gözlerle adama bakıp: ‘’Buyrun kime b…’’ HUU!!! Kızın sol gözünden
arkası delinmişti. Arkasındaki kapı tamamen kafasının parçaları ve fışkıran
kanla dolmuştu. Elinde silah ve silahın ucunda susturucuyla bekliyordu.
Susturucunun ucundan duman çıkıyordu. Ortalığı barut kokusu sarmıştı. Eli titriyordu.
Silahı çantasına koydu. Sol cebindeki gülü eline aldı. Gülü son bir kez
koklayıp kızın ya da kızdan arta ne kaldıysa onun üstüne koydu. ‘’Aşık olmak.
Acı çekmek. Hapis kalmak. Ruhun satılması. Arada hiçbir fark yok. Aşık olmak
bir kısıtlama. Özgürlüğün elinden alınması. Bir zayıflık. Bir buçuk sene
boyunca çektim o acıyı. Ama zayıflıklarımdan kurtulmam lazım.’’ Dedi. Elini
tekrar çantasına attı. Dolma kalemini çıkarttı. Arkasını açtı ve içine
sevdiceğinin kanını doldurdu. Kapattı arkasını ve defterini açtı. Ve yazmaya
başladı: ‘’Zincirler kırıldı, esaret sona erdi.’’
Yorumlar
Yorum Gönder